Sevgili okurlarım,
Türkiye’de 81 ilde üniversite bulunuyor. 130 devlet ve 78 vakıf olmak üzere toplam 208 üniversitemiz her yıl on binlerce mezun veriyor. Ancak ne yazık ki bu mezunların önemli bir bölümü, umutla aldıkları diplomalarla birlikte işsizler ordusuna katılıyor.

Thank you for reading this post, don't forget to subscribe!

Bugün gelinen noktada en büyük sorunlardan biri, eğitim ile istihdam arasındaki bağın zayıf olmasıdır. Üniversitelerin büyük bir kısmında verilen eğitimin niteliği tartışma konusudur. Eğitim sistemi; sorgulayan, üreten ve uygulayan bireyler yetiştirmek yerine, çoğu zaman sınav odaklı, ezbere dayalı bir yapıya dönüşmüş durumdadır. Öğrenciler sınav gecesi çalışıp dersi geçmekte, ancak kısa süre sonra öğrendiklerini unutmaktadır. Bu da mezuniyet sonrası iş hayatında ciddi bir yetersizlik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bir zamanlar dünya sıralamalarında ilk 500 içinde yer alan Boğaziçi Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi gibi köklü eğitim kurumlarımızın bugün eski konumlarından uzaklaşması da ayrı bir düşündürücü gerçektir. Bu durum, sadece üniversitelerin değil, genel olarak eğitim politikalarının gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Öte yandan, üniversite mezunu olup iş bulabilen gençler de çoğu zaman kendi alanlarında çalışamamakta veya düşük ücretlerle istihdam edilmektedir. Hatta bazıları asgari ücretin altında koşullarda çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu tablo, eğitimli iş gücünün verimli şekilde değerlendirilemediğini açıkça göstermektedir.

Türkiye, genç nüfusu yüksek bir ülkedir. Bu büyük potansiyel doğru planlama, nitelikli eğitim ve üretime dayalı bir ekonomi ile avantaja dönüştürülebilir. Aksi halde her geçen yıl büyüyen işsizlik sorunu, sadece ekonomik değil, sosyal ve psikolojik sorunları da beraberinde getirecektir.

Mesleki ve teknik eğitimin ikinci plana itilmiş olması da önemli bir eksikliktir. Her gencin üniversite mezunu olması gerektiği yönündeki anlayış ara elemen ihtiyacını görmezden gelmiştir. Oysa gelişmiş ülkelerde mesleki eğitim büyük önem taşırken bizde çoğu zaman değersiz görülmektedir. Bu da hem işgücü piyasasında dengesizlik oluşturmakta hem de üniversite mezunu işsiz sayısını artırmaktadır.
Üniversite sayısındaki hızlı artışın kaliteyi gölgede bırakmış olmasıdır. Her ile üniversite açılması erişim açısından olumlu bir gelişme olsa da bu üniversitelerin akademik kadro, altyapı ve eğitim kalitesi bakımından aynı seviyede olmadığı bir gerçektir. Nitelik yerine niceliğin ön plana çıkması, mezunların donanımını doğrudan etkilemektedir.

Özetle; mesele sadece üniversite sayısını artırmak değil, nitelikli eğitim vermek ve mezunları üretim süreçlerine dahil edebilecek bir sistem kurmaktır. Aksi takdirde diplomalar, gençlerimizin umutlarını taşıyan birer belge olmaktan çıkıp, işsizliğin simgesi haline gelmeye devam edecektir.

Köşenin Sözü : ”Okuyan ama işsiz kalan bir nesil.”
Abdulbaki Akbal
Mali Müşavir-B.Denetçi

By Gülten editör

AlbirHaber ile yerel ve ulusal basında habersiz kalmayın. Doğru bilgiye ulaşmayı, tarafsız haberciliği ve topluma güvenilir haber sunmayı ilke edinmiş. Dijital medya alanında içerik üretimi, haber doğrulama ve yerel habercilik üzerine çalışmalar yürütmek yegâne amacımız.